Pazartesi, Şubat 12, 2007

Ah O Seksenler

Seksenler biz 70 kuşağının yıllarıydı. Ne babalarımız gibi zorluklar yaşadık, sağ-sol kavgaları gördük ne 80' li çocuklar gibi bolluk içinde doğduk. Tam geçiş dönemi çocuklarıydık.

Misket (Bilye, Gülle) yuvarladık, saklambaç, elim sende, yakan top, kuka oynadık.

Mekap, Esem, Mirage ayakkabılar giydik.

Tipi Tip, Minti Minti, Pembo sakız çiğnedik, Almancı komşuların kapılarında çikolata alırmıyız hevesiyle dolandık. Mahalle maçları yaptık Elvanına.

Gırgır ve Fırt okuduk. Teksas, Tommiks, Zagor, Mandrakeleri ders kitaplarının arasına sakladık.

Bugün ressam olanların Cumhur Başkanlıklarını gördük. Eceviti, Demireli gördük (Hoş onları herkes gördü)

Televizyonumuz dantel örtülüydü, birde yanlış olmasın adı ama regülatörmüydü neydi voltaj düşmelerine karşı hep beraberdiler bu üçü ha birde yükseltici di mi?

Televizyon açılış sati ve kapanış sati vardı mesela. İstiklal marşı ile açılır ve kapanırdı. Ve Dallas, He-Man, Kara Şimşek, Yakari, Uykudan Öncen,Uçan Kaz izledik. Sonra Video' yu gördük. Kemal Sunal' a güldük, Küçük Emrah' a ağladık.

Çikolata, çikolata çikolata sevgiliiiim tınıları kulağımızı tırmaladı, parıltılı elbiseleriyle Zeki Müren TRT 1' den (ki çok uzun süre çıkamamıştı) kulaklarımızı bayram ettirdi. Micheal Jakson çikolata renkli zenci şarkıcıydı mesela (daha beyazlamamıştı, vallahi), Madonna, Samantha Foks posterleri erkeklerin, NKOB posterleri kızların duvarlarını süsledi.

Bilgisayarın(Atari), Bilgisayar Oyunlarının(Pac-Man) doğumlarına tanıklık ettik.

Şeytan Rıdvanı' da izledik, Micheal Jordan' ı da.

Sonra...

Komşuluğun, Köylülüğün, Bakkalların, Mahalle Abilerinin yok oluşlarına da tanıklık ettik, Samimiyetin kayboluşuna evlerin kapılarına kilit takılmasına da.

Yozlaşmalar gözlerimizin önünde gerçekleşti. Rüşvetin meşrulaşmasını da gördük, benim memurum işini bilir diyen başbakanımızla.

Terörüde gördük. Şehit cenazelerine televizyon başında ağıtlar yakıldı. Biz küçüktük anlamıyordukta büyükler niye bir şeyler yapmıyorlardı...

Ah O Seksenler Yok Mu? Düşününce bile insanı manik-depresif yapıyor.

Manik-Depresif- Manik-Depresif şimdi tekrar Manik...

Aşk Sahip Olduğumuzda Kaybettiğimizdi

Aşk kısıtlı zamanlarda yaşanınca aşk oluyor galiba. Belki de bundan, kısa zamanlarda yaşadığımız yoğun duygularımızın hafızamızda bıraktığı derin izler ve hatırlandığında yüzümüze verdiği o saf gülümseme.

Yaz aşkları örneğin, kısacık zamanlara sığdırılan unutulmaz hatıralar. Hangimiz yaşamadık ki yaz aşklarını? Kısacık sürelere dev aşklar sığdırdık kendimizce. Ömür boyu sürecek sandık her yaşadığımız. Yaz bitti herkes evine döndü. Yaz aşkları birden son buldu. Tüm yaz aşklarımız kalbimizde yer alan ölümsüz aşklar mezarlığına kaydoldu. Sürdüremedik yaz aşklarımızı, taşıyamadık soğuk kış günlerine.

Zamanımız boldu oysa kış aylarında, yazın doyamadığımız aşkımızı kışın yaşayabilirdik doya doya. Olmadı. Zira zamanımız boldu bol olmasına da biz bu zamanımızı gereksiz kaprislere, incir çekirdeğini doldurmayacak kavgalara, kıskançlıklara ayırmayı tercih ettik. İktidar kavgasına tutuştuk kim geçecek aşkın dümenine diye. Gözle görülmeyen sınırlar çizdik yazın tadına doyamadığımız aşkımıza.

Aşk yönetilmezdi oysa ve sınır kabul etmezdi de. Bir baktık ki yazın yaşadığımız o büyük aşkımız terk etmiş bizi, kala kalmışız yalnızlığımızla iki kişi baş başa.

Galiba aşk sahip olduğumuzda kaybettiğimizdi.